Yazar "Gözün Kahraman, Özlem" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 14 / 14
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe 0-3 yaş arası çocukların gelişimsel değerlendirmelerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi(2016) Gözün Kahraman, Özlem; Ceylan, Sehnaz; Korkmaz, ElifAmaç: Bu çalışmanın amacı, 0-3 yaş çocukların gelişimsel değerlendirmelerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırmada, 0-3 yaş grubu çocukların gelişimsel durumlarının belirlenmesi için betimsel ve nicel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 152 kız, 174 erkek olmak üzere toplam 326 çocuk ve çocukların anneleri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel bilgi formu ve Denver II Gelişimsel Tarama Testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 0-3 yaş grubu çocukların Denver II Gelişimsel Tarama Testi sonuçları incelendiğinde çocukların %79.1'inin normal gelişim gösterdiği, %20.9'unun şüpheli-anormal gelişim gösterdiği saptanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, en çok dil alanında geriliklerin olduğu görülmüştür. Denver II Gelişimsel Tarama Testi sonuçlarının; cinsiyet, anne-baba öğrenim durumu, doğum sırası, istenen gebelik durumu, doğum şekli ve akraba evliliği değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Sonuç: Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olarak tanımlanan 0-3 yaş dönemi, öğrenmeye en fazla açık olunan ve tüm gelişim alanlarındaki becerilerin temellerinin atıldığı dönemdir. Bireylerin hayatında bu kadar önemli olan ilk üç yaşta gelişim sorunlarının yaşanması, çocukların gelişimlerinin yaşıtlarından geri kalmasına ya da gecikmesine neden olmaktadır. Gelişimsel gerilik riski olan bireylerde müdahale ne kadar erken olursa, içinde bulunduğu durumun risklerinden en az etkilenme ya da kurtulma şansıda o kadar yüksek olmaktadır. Gelişimsel taramalar gelişim bozukluğu ya da gecikme ihtimali yüksek olan çocukları daha ilk aşamalarda tespit etmek açısından önemlidirÖğe Annelerin erken çocukluk dönemine bakış açısı(2016) Ceylan, Sehnaz; Gözün Kahraman, Özlem; Atav, Pelın ÜlkerErken çocukluk dönemi, gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Dönemin her bir evresinde çocuğun fiziksel, psiko-motor, sosyal-duygusal ve bilişsel gelişimlerinin desteklenmesi gerekmektedir. Bu dönemde çocukları doğru tanımak ve değerlendirmek önemlidir. Bu dönem boyunca çocuk ana baba ya da onların yerini alan diğer kişilerin bakımına muhtaçtır. Bu dönemde çocuğa karşı olumlu bakış açısının oluşması çocuğun ileride kendine güven duyan, olumlu benlik imajı gelişmiş, kendini rahatlıkla ifade edebilen ve başkaları ile işbirliği yapabilen bir birey olmasını sağlayacaktır. Bu bakımdan çocukla en yakın etkileşimde bulunan annelerin çocuklarına bakış açılarını belirlemek çok önemlidir. Bu çalışmada, annelerin erken çocukluk dönemine bakış açılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubunu, 2013-2014 öğretim yılında Karabük ili merkez ilçelerine bağlı Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim anasınıflarına devam eden altı yaşındaki 16 çocuğun anneleri oluşturmuştur. Veri toplama yöntemi olarak ,yarı yapılandırılmış görüşme tekniği' kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler içerik analizi yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda bulgular ve tartışma yapılmıştır.Öğe Çocukların korkularına yönelik ebeveyn destekli davranışsal müdahaleler: “gece korkusuna yönelik bir olgu çalışması”(2022) Gözün Kahraman, Özlem; Derdıyok, Zeynep SenaÇocuklarda içe dönük davranış problemi olarak tanımlanan korku ve kaygılar çocuğun gelişim dönemlerine göre farklı türlerde görülmektedir. Özellikle çocukluk çağında rastlanan korkulardan biri de gece korkularıdır. Çocukların korkularına erken yaşta, doğru davranışsal müdahalelerin uygulanması ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek olası duygusal sorunları önleyebileceği gibi sağlıklı bir uyku süreci geçirmelerine de yardımcı olur. Bu çalışmada gece korkuları ve buna eşlik eden ayrılma kaygısına sahip 10 yaşındaki bir kız çocuğuna, ebeveyn destekli davranışsal müdahale uygulanmıştır. Davranışsal müdahalenin başlangıcında yapılan değerlendirmeler sonucu, gece korkuları olan ve bunun sonucu “ebeveynleriyle birlikte uyuyan” olgunun “tek başına uyuma” davranışının kademeli şekilde artırılması ve korkuyu oluşturan işlevsel olmayan düşüncelerinin işlevsel düşüncelerle yer değiştirmesi amaçlanmıştır. Davranışa ilişkin tutulan olay kaydı sonucunda, davranışın her gün uyku zamanı geldiğinde ortaya çıktığı saptanmıştır. Müdahale sürecinde artması istenen davranışın sıklığını kaydetmek için haftalık takip çizelgesi, uygun olan davranışları için davranış pekiştirme çizelgesi kullanılmıştır. Müdahale süreci 8 hafta sürmüş ve 2 hafta da izlem süreci olmuştur. Bu davranışsal müdahalenin sonucunda gece korkuları yaşayan ve bu nedenle tek başına uyumayı reddeden olgunun korku ve kaygılarına yönelik işlevsel olmayan düşüncelerinde belirgin azalmalar görülmüştür. Ayrıca olgunun ebeveynleriyle birlikte uyumada ısrar etme davranışı tamamen sonlanmış ve tek başına uykuya geçmeye başlamıştır. Uygulamalı davranış analizi ve bilişsel süreç yaklaşımlarını temel alarak uygulanan bu müdahale çalışmasının, olgunun içselleştirilmiş problem davranışının ortadan kaldırılmasında etkili olduğu görülmüştür. Müdahalede özellikle ebeveyn katılımı ve takibi, sürecin olumlu ilerlemesinde büyük katkı sağlamıştır.Öğe Çocukluk çağı mastürbasyonuna yönelik davranışsal müdahale çalışması: olgu sunumu(2022) Gözün Kahraman, Özlem; Dakak, SongülÇocukluk çağı mastürbasyonu, olgunlaşmamış bir çocuk tarafından cinsel organların kendi kendine uyarılması anlamına gelir. Davranış, doğasına uygun görülse de sık ve kamuya açık alanda gerçekleştirilmesi davranış sorunu olarak görülmektedir. Çocukluk çağı mastürbasyonuna yaklaşım, aileler ve çocuklarda davranış sorunlarıyla ilgilenen uzmanları ilgilendiren önemli bir konudur. Alan yazında bu konuda davranışı tanılama ve eşlik eden sorunları belirlemede çalışmalar yapılsa da davranışa müdahale noktasında yapılan çalışmaların çok az ve sınırlı olduğu görülmektedir. Bu çalışmada çocukluk çağı mastürbasyonuna yönelik davranışsal müdahale uygulanarak problem davranışın sıklığının tamamen ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, mastürbasyon davranışı bildirilen 3 yaş 11 aylık kız çocuğuna bireyselleştirilmiş müdahale planı hazırlanmıştır. Müdahale planı amaçlarını ve uygulanacak stratejileri belirlemek için Motivasyon Ölçümleme Skalası kullanılarak problem davranışın işlevsel tanımı yapılmış, aile ve çocuk hakkında bilgi toplamak amacıyla gözlem ve görüşme tekniklerinin yanı sıra, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Çocuklar İçin Mizaç Ölçeği kullanılmıştır. Davranışın ölçümünde sıklık ve süre kaydı tutu larak davranışın oluşma sıklığı günde en az bir kez olarak belirlenmiştir. Belirlenen duruma özgü 8 haftalık bireyselleştirilmiş müdahalenin sonun da davranış kaybolmuş, üç haftalık izleme aşamasında ise davranışın tamamen söndüğü görülmüştür. Müdahale sürecinde davranış öncesine ve sonuçlarına yönelik stratejiler uygulanmıştır. Davranış öncesine yönelik çevresel düzenlemeler yapma (anneyle etkileşimi artırmak için mutfakta etkinlikler), çocuğu meşgul etmek/ serbest zamanları sınırlandırmak için sorumluluklar verme (sabah sporu etkinlikleri, eğlenceli duyusal etkinlik ler, etkileşimli kitap okuma) ve rutin oluşturma (ev işlerine yardım) uygu lamaları etkili olmuştur. Davranış sonrasına yönelik ise diğer davranışların ayrımlı pekiştirilmesi (mastürbasyon davranışı gerçekleştiğinde görmez den gelerek yaptığı diğer uygun davranışları pekiştirmek) ve alternatif davranışların ayrımlı pekiştirilmesi (canının sıkıldığını hissettiğinde öğreti len eğlenceli nefes egzersizlerini yaptığında pekiştirmek) yöntemleri etkili olmuştur. Aile ve çocuk etkileşimini sağlamak için oyun temelli aktiviteler kullanmak, gelişimine uygun kitaplarla etkileşimli kitap okuma yöntemini kullanmak süreci olumlu yönde desteklemiştir.Öğe Farklı kültürlerden ebeveynlerin ‘aile’ ve ‘çocuk’ metaforları: Türkiye ve endonezya örneği(2024) Gözün Kahraman, Özlem; Özyürek, Arzu; Puspıtasarı, IntanBu çalışmada, farklı kültürlerden ebeveynlerin “aile” ve “çocuk” metaforlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubu Türkiye’den (n=40) ve Endonezya’dan (n=45) gönüllü ebeveynlerden oluşmuştur. Nitel araştırma desenindeki çalışmada katılımcılardan “Aile…gibidir. Çünkü…” ve “Çocuk…gibidir. Çünkü…” cümlelerini tamamlamaları istenmiştir. Verilerin analizinde kodlama, kategori oluşturma aşamaları izlenerek metafor kategorileri ve sayıları belirlenmiştir. Sonuç olarak “aile” metaforlarının Türk ebeveynlerde “birlik/beraberlik/ bütünlük, korunma/güven, yaşam kaynağı, psikolojik iyi olma, gelişim” ve Endonezyalı ebeveynlerde “korunma/güven, psikolojik iyi olma, birlik/beraberlik/ bütünlük, en değerli şey, öğrenme ortamı, emek/çaba” şeklinde sıralandığı belirlenmiştir. “Çocuk” metaforlarının Türk ebeveynlerde “psikolojik iyi oluş, bakım ve koruma, eğitim, masumiyet/saflık, yatırım, anne-babanın parçası/ yansıması, sorumluluk” ve Endonezyalı ebeveynlerde “değerli varlık, eğitim, anne-babanın parçası/yansıması, bakım ve koruma, sorumluluk, yatırım, psikolojik iyi olma, öğretici” şeklinde sıralandığı belirlenmiştir. Her iki kültürde ortak olan “aile” metaforunun “ev/yuva, ağaç, bahçe” ve “çocuk” metaforunun “boş kâğıt” olduğu görülmüştür. Aile metaforları Türk kültüründe ağırlıklı olarak “ağaç”, Endonezya kültüründe ise “ev/yuva” şeklinde ve çocuğa ilişkin metaforların Türk kültüründe çoğunlukla “mutluluk/sevinç” gibi duygusal, Endonezya kültüründe ise “mücevher, altın, inci, elmas” gibi değerli nesneler olduğu görülmüştür. Çocuk ve aileye ilişkin metaforların kültüre özgü değer, inanç ve aile yapısından etkilendiği ortaya konmuştur.Öğe Gelişimsel geriliği olan bebeğe sahip annelerin tanı sonrası yaşadıkları sürece ilişkin görüşlerinin ve gereksinimlerinin belirlenmesi(2015) Gözün Kahraman, Özlem; Çetin, AsyaÖzel eğitimde erkenlik ilkesi esastır. Gelişimsel süreç içerisinde özellikle çocukluğun ilk üç yılı kritik bir öneme sahiptir. Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olarak adlandırılan bu dönem öğrenmeye en fazla açık olunan ve tüm gelişim alanlarındaki temellerin atıldığı dönem olarak görülmektedir. Gelişimin bu önemli döneminde gelişimsel geriliğe sahip bebeklere sunulacak erken müdahale hizmetleri, bebeğin sahip olduğu potansiyelin en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlayarak gelişimini destekleyici çok önemli hizmetler sunmaktadır. Bu dönemde sunulacak olan hizmetler hem bebek hem de ailenin gereksinimleri dikkate alınarak planlanmaktadır. Ebeveynlerin yetersizlikten etkilenmiş çocuklarının eğitimine katılımını sağlamak ve artırmak için, çocuklarıyla etkileşimlerinin, aile yapısının, duygusal durumlarının, kaynaklarının ve gereksinimlerinin belirlenmesi gereklidir. Ebeveynlerin gereksinimlerinin belirlenebilmesi için, öncelikle ailenin yetersizlikten etkilenmiş bir çocukları olduğunu öğrendikleri andan itibaren yaşadıkları sorunların saptanması gerekmektedir. Ebeveyn gereksinimlerini belirlemeye yönelik yapılan araştırmalar, ebeveynlerin bilgi gereksinimi, destek gereksinimi, çocuğun durumunu başkalarına açıklayabilme, toplumsal hizmetler, maddi gereksinimler, ailenin işleyişiyle ilgili gereksinimler ve çocuğun eğitimine yönelik gereksinimleri olduğunu göstermektedir (Varol, 2006)Öğe Öğretmen adaylarının olumlu sosyal ve saldırgan davranış eğilimlerinin incelenmesi(2013) Gözün Kahraman, Özlem; Kurt, GökçeAraştırmanın amacı, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir üniversitenin eğitim fakültesinde öğrenim görmekte olan 586 son sınıf öğrencisinin olumlu sosyal ve saldırgan eğilimlerinin, cinsiyet ve çocuklukta tanık olunan ebeveynler arası şiddetle ilişkisini incelemektir. Araştırma, tarama modelinde olup, katılımcılara sosyo-demografik anket, ‘Olumlu Sosyal Davranış Yönelimi Ölçeği’ ve ‘Saldırganlık Ölçeği’ uygulanmıştır. Uygulanan istatistiksel teknikler betimsel istatistikleri, tek yönlü varyans analizini ve bağımsız gruplar için t testini içermektedir. Sonuç olarak, cinsiyetin ve çocukluk yıllarında ebeveynler arası yaşanan şiddete tanık olma durumunun öğrencilerin olumlu sosyal ve saldırgan eğilimlerini etkilediği görülmektedir.Öğe Okul dönemi çocuklarinin bilgisayar oyun bağimliliği ile davraniş problemleri arasindaki ilişkinin incelenmesi(2021) Şahin, Derya; Gözün Kahraman, ÖzlemBu araştırmada okul dönemi 3, 4 ve 5. sınıf öğrencilerinin bilgisayaroyun bağımlılıkları ile davranış problemleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca cinsiyet ve sınıf düzeyi değişkenlerinin bilgisayar oyun bağımlılıkları vedavranış problemlerine etkisine bakılmıştır. Araştırma, ilişkisel tarama biçiminde tasarlanmıştır. Çalışma grubuna 2016-2017 eğitim-öğretim yılında 3. 4. ve 5.sınıfa devam eden 300 öğrenci ve anneleri dâhil edilmiştir. Bu araştırmada verileri toplamak amacıyla Ayas, Balta ve Horzum tarafından (2008) geliştirilen “Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği (BOBÖ)” ve Kaner ve ark. tarafından uyarlanan“Conners Ana-Baba Dereceleme Ölçeği-Yenilenmiş Kısa Formu (CADÖ- YK)”kullanılmıştır. Verilerin analizinde gruplar arasındaki farklılıklar incelenirkenMann Whitney-U ve Kruskall Wallis-H testlerinden yararlanılmıştır. Araştırmasonucunda, bilgisayar oyun bağımlılığı puanları arttıkça davranış problemleripuanlarının da (p<0,05) arttığı görülmüştür. Çocuğun cinsiyetinin ve bulunduğusınıf düzeyinin bilgisayar oyun bağımlılığı puanlarını etkilediği, davranış problemleri puanlarında ise sadece cinsiyet değişkenin anlamlı bir farklılığa (p<0,05)neden olduğu görülmüştür. Erkeklerin bilgisayar oyun bağımlılığı puanlarınıkızlara oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu araştırma davranış problemlerinde bilgisayar oyun bağımlılığın önemli bir risk faktörü oluşturduğunugöstermektedir. Bu nedenle öncelikle okullarda önleyici müdahalelerin uygulanması büyük önem taşımaktadır.Öğe Okul öncesi çocuğa sahip annelerin oyunda risk alma toleranslarının çocuğun mizacı ve çocuğa ait değişkenler bağlamında incelenmesi(2024) Gözün Kahraman, Özlem; Yazgan, Esra; Sökmez, Deniz; Karagöz, MerveBu çalışmada, okul öncesi dönem çocuğa sahip annelerin oyunda risk almaya yönelik tolerans düzeyleri, çocuğun mizaç özellikleri, yaşı, cinsiyeti, doğum sırası, kardeş durumu, açık havada oyun oynama sıklığı gibi çeşitli değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırmada 146 anneye Oyunda Risk Alma Toleransı Ölçeği (ORAT), Çocuklar İçin Mizaç Ölçeği (ÇİMÖ) ve kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda mizacın aktivite boyutuyla annelerin oyunda risk alma toleransı puanları arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca çocukların açık havada oyun oynama sıklığı ile annelerin oyunda risk alma toleransı puanları arasında da anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Çocukları her gün açık havada oyun oynayan annelerin oyunda risk alma toleransı puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar, çocuklardaki aktif mizaç özelliğinin annelerin oyunda risk alma toleransıyla pozitif ilişkili olduğunu ve annelerin risk alma toleranslarında çocuğun açık havada oyun oynama sıklığının da önemli olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda çocuğun mizacının hareketli olmasının yanında çocuğa sağlanan açık havada oyun deneyimlerinin de ebeveynlerin risk alma toleranslarında anlamlı farklılık oluşturduğu söylenebilir. Ebeveynlerin çocukların oyunda risk alma davranışlarının gelişim sürecindeki önemini fark etmeleri önemlidir. Risk almanın normal gelişimin önemli bir parçası olduğu unutulmamalı ve çocuğun oyunlarında bu doğal riskleri deneyimlemeleri sağlanmalıdır.Öğe Okul öncesi dönem çocuklarinda bağlanma ve benlik algisi arasindaki ilişkinin incelenmesi(2018) Genıs, Neslihan Evırgen; Gözün Kahraman, ÖzlemErken çocukluk yıllarında gelişen bağlanma ilişkisinin niteliği çocuğun kişilik gelişimini büyük ölçüdeetkilemektedir. Literatürde de güvenli bağlanma ilişkisinin çocuğun benlik gelişimini olumlu yöndeetkileyeceği belirtilmektedir. Bu nedenle erken yıllardaki ebeveyn-çocuk ilişkisinin niteliği oldukçaönem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık çocuklardabağlanma ve benlik algısı arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama biçimindetasarlanmış olup, çalışma grubunu 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Karabük il merkezine bağlıanaokulları ve ilkokulların anasınıflarına devam eden, uygun örnekleme yöntemiyle seçilen 60-72 aylık140 çocuk oluşturmaktadır. Çocuklardan 64’ü kız, 76’sı da erkektir. Bu araştırmada verileri toplamakamacıyla “Tamamlanmamış Oyuncak Bebek Ailesi Hikâyeleri Ölçeği (TOBAH) ve Purdue Okul ÖncesiÇocukları İçin Benlik Kavramı Ölçeği (POBKÖ)” kullanılmıştır. Bu ölçekler çocuklara birebiruygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, çocukların bağlanma düzeyleri ve benlik algıları arasındar=0,182 olan pozitif yönlü çok zayıf bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çocukların sosyal benlik algılarıile bağlanma düzeyleri arasında r=0,223 olan pozitif yönlü çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişkibulunmuştur (p<0,05). Aynı zamanda bağlanma durum dağılımları incelendiğinde kaçınmabağlanması gözlenen çocukların %55,7 ile en büyük grup olduğu gözlenmiştir. Bunun yanındaçocukların %40,7’sinde güvenli bağlanma ve %3,6’sında negatif bağlanma gözlenmiştir.Öğe Okul öncesi dönem çocuklarının mizaç özellikleri ve anne-çocuk iletişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi(2023) Gözün Kahraman, Özlem; Özyürek, Arzu; Arabacı, NalanAnnelerin çocuklarıyla iletişimlerinde çocuğa ait bireysel özellikler etkili olmaktadır. Bu çalışmada, okul öncesi çocukların sahip oldukları mizaç özellikleriyle anneleriyle iletişimleri arasındaki ilişkinin kişisel bazı değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu, okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 4-6 yaş grubu 108’i kız ve 133’ü erkek olmak üzere 241 çocuk ve bu çocukların anneleri oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Çocuklar İçin Mizaç Ölçeği (ÇİMÖ) ve Anne-Baba-Çocuk İletişimini Değerlendirme Aracı (ABÇİDA)kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; ÇİMÖ Aktivite Düzeyi ve Dikkat ve Sebat alt boyutları ile annelerin ABÇİDA Konuşma, Dinleme, Sözsüz İletişim ve Empati alt boyutları arasında; ÇİMÖ Tepkisellik Durumu ve Duygusal Duyarlık ile ABÇİDA tüm alt boyutları arasında; ÇİMÖ Ritmiklik ile ABÇİDA Konuşma, Dinleme, Mesaj ve Sözsüz İletişim alt boyutları arasında pozitif yönlü düşük bir ilişki varken ÇİMÖ Duygusal Hassasiyet alt boyut puanları ile ABÇİDA Mesaj alt boyutu ortalama puanları arasında negatif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunmaktadır. Buna göre çocukluların olumlu duygulanıma ilişkin mizaç özellikleri ve anne-çocuk iletişim becerileri arasında pozitif ilişkiler olduğu görülmüştür. Aktivite düzeyi, yakınlık ve uyum, dikkat ve sebat ve duygusal duyarlılık özellikleri açısından kız çocukları lehine anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır. Ayrıca annelerin çocuklarıyla iletişimlerinin bazı boyutlarında çocuğun cinsiyeti, doğum sırası, anne yaşı ve öğrenim durumunun da etkili olduğu görülmüştür. Bu çalışma sonucunda, ebeveynlerin çocukla ilişkilerinde çocuğun mizacına uygun yaklaşımlar sergilemelerinin sağlıklı iletişimde önemli olduğu vurgulanmıştır.Öğe Okul öncesi dönem çocuklarının mizaç özellikleri ve baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi(2022) Arabacı, Nalan; Özyürek, Arzu; Gözün Kahraman, ÖzlemBu çalışmada, okul öncesi dönemdeki çocukların mizaç özellikleri ile baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkinin çocukların cinsiyeti ve doğum sırası, babaların yaş ve öğrenim düzeyi değişkenine göre farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. İlişkisel tarama modelindeki çalışmada, 232 çocuk ve babaları araştırma grubunu oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Çocuklar İçin Mizaç Ölçeği, Anne- Baba-Çocuk İletişimini Değerlendirme Aracı ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde kişisel bilgilerin frekans ve yüzdeleri alınmış, değişkenler arası farkın belirlenmesinde Mann Whitney-U, Kruskal Wallis H Testi, iki ölçüm seti arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Spearman Brown Korelasyon katsayısından yararlanılmıştır. Sonuç olarak, çocukların mizacı ile baba-çocuk iletişimi arasında anlamlı bir fark olduğu; çocukların tepkisellik durumu, duyusal hassasiyet ve duygusal duyarlılık mizaç özellikleri arttıkça baba-çocuk iletişiminin tüm alanlarda daha olumlu düzeyde gerçekleştiği saptanmıştır. Kız çocuğu olan babaların çocuklarıyla iletişimlerinde konuşma ve dinleme düzeyleri, erkek çocuğu olanlara göre daha yüksektir. Çocuğun doğum sırasına ve babanın öğrenim düzeyine göre anlamlı farklılık vardır. Baba yaşına bağlı olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Öğe Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çocuk gelişimci olmak(2022) Yavuz, Emrullah Can; Gözün Kahraman, ÖzlemBu araştırmada özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan çocuk gelişimcilerin çalışma biçimleri, çalışma koşulları ve yaşadıkları sorunların belirlenmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desende yürütülen araştırmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda araştırmaya gönüllü olarak dahil olmayı kabul eden 20 çocuk gelişimciye ulaşılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre çocuk gelişimciler, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev tanımlarına uygun olarak çalışamamaktadır. Yoğun çalışma süreleri, düşük maaş, meslek yasası, meslek tanımı ve özlük hakları açısından sorunlar yaşamaktadır. Bununla birlikte çocuk ve aile merkezli çalışmalar yaparak bütüncül bakış açısıyla ekibin önemli bir parçasını oluşturdukları sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı küçük çocuklara yönelik erken müdahale programlarının incelenmesi: sistematik derleme çalışması(2023) Gözün Kahraman, Özlem; Kılınç, NidaBu araştırmanın amacı, ulusal ve uluslararası alanyazında 2015-2020 yılları arasında yapılmış olan erken müdahale programlarına ilişkin çalışmaların kapsamlı ve bütüncül bir şekilde incelenmesidir. Bu bağlamda, mevcut araştırmanın kapsamına giren çalışmaların (1) yayın yıllarına, (2) araştırma desenlerine, (3) uygulandıkları çalışma grubuna, (4) çalışılan yaş grubuna, (5) çalışıldığı gelişim alanlarına ve (5) analiz yöntemlerine göre dağılımlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Sistematik derleme olarak tasarlanan bu çalışmaya 2015-2020 yılları arasında Türkiye ve uluslararası eksenli toplam 19 çalışma dâhil edilmiştir. Araştırma sonuçları uygulanan erken müdahale programlarının aile eğitimi ve çocuk gelişimini destekleme noktasında yoğunlaştığını göstermektedir. Bununla birlikte araştırmalardaki etkinliklerin çoğunlukla bireysel olarak gerçekleştirildiği ve müdahale programlarının uygulandığı yerlerin genellikle kurumlar olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca incelenen çalışmaların ebeveyn yetiştirme, sosyo-kültürel ve ekonomik engelleri azaltma, temel gelişim alanlarını geliştirme ve hayat kalitesini artırma temaları etrafında şekillendiği görülmektedir. Araştırma bulguları, ilgili alanyazınla ilişkili bir biçimde tartışılmış ve bazı öneriler sunulmuştur.